16 Kasım 2017 Perşembe

Uzay’da Yaşam, Yaşabileceğimiz Başka Bir Yer Yok


Uzay’da Yaşam, Yaşabileceğimiz Başka Bir Yer Yok
Elon Musk kurduğu Tesla şirketi hem elektrikli araç hem de güneş panelleri konusundaki yaptıkları ile çağımızın en girişimci insanlarından bir tanesidir. Kendisinin Tesla haricinde uzay seyahati için kurduğu SpaceX şirketi de vardır. Türkiye ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile SpaceX’in roketlerinin Türk uydularını fırlatılması konuşuldu. SpaceX roket maliyetlerini çok azaltarak uzayın keşfine önemli katkılar sağlayabilir.  Ama Elon Musk  SpaceX’in insanoğlunu Mars'a götüreceği ve çok gezegenli bir tür haline getireceği, hem de bunu 2024’te yapacağı iddiaları inandırıcılıktan çok uzaktır. Çünkü sorun Mars’a roket göndermek değil, Mars’a yaşayan bir insan göndermek ve orada yaşam kurmaktır.

SpaceX veya başka bir kurum Ay’a Mars’a hatta çok daha uzaktaki yerlere cansız araçlar, robotlar gönderebilir. Uzaya cansız aletler göndermek sadece uzay koşullarına radyasyon, aşırı sıcak/soğuk vb. dayanıklı aletler yapmaya ve onları oraya götürecek roketin boyutuna bakar. Daha büyük roket yaparsanız, daha uzağa gidebilirsiniz. Mesafe sınırları kolaylıkla aşılabilir. Ama konu insanın orada yaşamasına geldiğinde değişir. Çünkü Dünya ve atmosferi insanın yaşayabilmesi için uygun koşullar sağlar. İnsanı uzayın öldürücülüğünden korur. Uzaya çıktığınız anda bütün bu korumalardan mahrum kalırsınız. Sadece yaşamanız için gerekli oksijen, hava basıncı, yiyecek ve su sağlamanın dışında daha çok desteğe ihtiyacınız vardır. Uzaydaki yoğun radyasyonu kesecek kalın kurşun tabakalar, aşırı soğukta sizi hemen ısıtacak ve kısa sürede değişecek aşırı sıcakta sizi hemen soğutacak sistemler gibi . Zaten uzay yarışında ABD'nin önünde giden Rusya'nın ve diğer bütün uzay ajanslarının 21.yy Dünya alçak yörüngesinin 2000km’nin ötesine insan göndermeyi denememelerin arkasında uzaydaki bu öldürücü tehlikeler olduğu öne sürülür.

Uzayda yaşam kurmanın çok zor olamadığını iddia edenlerin en büyük kanıtı insanın Ay’a 1969’da ayak basmasıdır. Bir çok komplo teorisyenin insanın Ay’a aslında hiç gitmediği iddia ederler. Ve NASA’nın ve diğer uzay ajanslarının Ay’a “tekrar” neden insan gönderilmediğini sorarlar. Benim gördüğüm tek mantıklı cevap NASA’nın yeterli bütçesinin olmamasıdır. Biraz düşününce, resmi senaryoyu savunanların iddiası ABD’nin 1969 ila 1972 arasındaki 4 yılda 6 kez Ay’a insan gönderebilecek parayı bulabildiği ama sonraki 48 yıldaki onca teknolojik ilerlemeye rağmen, uluslararası ortak bir takımın (Örnek ABD, Rusya, Çin, Avrupa beraber) Ay’a “tekrar” insan göndermek için gerekli para bulmayı bırakın alçak yörüngenin ötesine geçmek için gerekli parayı dahi bulamadığıdır. Bu arada Apollo görevinde çekildiği iddia edilen Ay fotoğraflarının sahte olduğu hakkında çokça iddia varken, NASA uzay teleskoplarıyla ve uydularıyla uzayın derinliklerinin, Ay’dan 650 kat uzaktaki Mars’ın yüzeyinin fotoğraflarını çekebiliyorken, Apollo astronotların Ay’da bırakmış olmaları gereken araçların ve ABD bayraklarının güncel fotoğrafını bile çekemiyordur.  Özetle 1969 ila 1972 arasında 6 kez Ay’a insan göndermek ve hepsini hiçbir sağlık sorunu olmadan geri getirmek kolayken, 2017 yılında Ay’ın yüzeyinin detaylı fotoğrafını çekmek bile çok zordur. Sebebi de sadece bütçe yetersizliğidir. Uzaydaki öldürücü tehlikeler ve teknolojik yetersizliklerimiz değildir.

Alçak Dünya yörüngesinde bile olsa insan uzaya çıktı. Tehlikelere rağmen, orada hayatta kalabiliyor. Bir zaman sonra insan bu alçak yörüngesinin ötesine de geçip, daha tehlikeli ve daha uzak yerlere de gidebilir ve oralarda da hayatta kalabilir. Fakat uzayda hayatta kalmamızın sebebi yaşam için gerekli çoğu ihtiyacımızı Dünya’dan sağlamamızdır. Yiyeceğimizi, suyumuzu, havamızı, gerekli aletlerimizi ve diğer çok şeyi Dünya’dan uzaya taşıyoruz. En iyi eğitilmiş, en sağlıklı kişileri gönderiyor ve bir süre sonra onları geri getiriyoruz. Uzayda Dünya’ya bağımlı ve kısa süreli yaşam kurabiliyoruz.  Hedef uzun süreli ve Dünya’dan çokça bağımsız yaşam yani koloni kurmaksa çok daha fazla zorlukla mücadele etmeliyiz. Uzayda büyük ölçüde kendi kendine yeten bir sistem kurmalı, bir ekosistem yaratmalı, tarım yapmalı, atıklarımızı %100’e varan şekilde geri dönüştürmeliyiz. Günümüzün pilleri ve elektronik aletlerine güvenemeyiz. Çok daha zor şartlarda, çok daha uzun süre dayanacak alet yapmalıyız ve onları orada tamir etmeli, hatta öngörülmeyen durumlar için orada geliştirip üretebilmeliyiz.   Yıllarca yaşamalı, üremeli, çocuk doğurmalı ve büyütmeliyiz. Uzaydaki yeni koşullar yüzünden çıkacak yeni sağlık sorunlarına karşı çözümler bulmalıyız. Sonuçta insan Dünya’daki milyarlarca yıl süren evrimin sonucudur.  Uzaydaki bu yeni ortama evrimleşmek için yeterli zamanımız olmayacaktır. Bu yüzden uzayda her zaman o yeni ortamın yarattığı yeni biyolojik sorunlarla uğraşmak zorunda kalacağız. Sadece biz değil oraya götüreceğimiz diğer bütün canlılar da.  Tabii ki bunları yaparken Dünya’da bizi pek endişelendirmeyen, uzaydan gelebilecek meteorlar, güneş fırtınaları ve benzeri büyük tehditlere karşı da sürekli korunaklı olmalıyız. Bütün bunları sadece birkaç ay veya yıl için değil yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca yapabilmeliyiz. Burada bahsetmediğim hatta öngöremediğim birçok engel daha söz konusudur. Bu sorunları aşmak için gerekli teknolojik ihtiyaçlara bakınca kitleler için uzayda sürdürülebilir bir yaşam kurmak çok zaman alacak çok zor bir hedeftir.  Bugünkü teknoloji ile bile rahatlıkla yapılabilecek büyük bir roketle Mars’a robotlar göndermekle karşılaştırılamayacak seviyede bir zorluktur.

Sürdürülebilir bir yaşam yaratmanın ne kadar zor olduğunu anladıkça, insanoğlunun bunu yapabilmesi için değil onlarca, yüzlerce hatta belki binlerce yıla ihtiyacı olduğu anlaşılır. Aslında binlerce yıl bile milyarlarca yıllık evrim sürecinin yanında çok kısa bir süredir. Uzayda yeni ekosistem yaratmayı geçtim, daha Dünya’daki milyonlarca yıldır var olan ekosistemlerin problemlerini çözmekte zorlandığımızı, zaman zaman başarısız olduğumuzu hatırlatmak isterim.

Teknolojimiz hızla gelişiyor. Yakın zamanda daha uzun menzilli, daha ucuz, daha güvenilir uzay araçlarıyla, çok daha uzaklara gidip, yeni keşifler yapıp, farklı gezegenlerde üstler kurabiliriz. Fakat konu uzayda özellikle insana uygun olan sürdürülebilir bir yaşam kurmaya gelince çok ilkel seviyedeyiz. O kadar çok zamana ihtiyacımız var ki, tahmin etmek bile mümkün değil. Bu yüzden insan için Dünya ve Dünya’daki yaşam eşsizdir, elzemdir, varoluşsaldır, hiçbir şeyle paha biçilemeyecek kadar değerlidir.  Uzay macerasının Dünya’daki yaşama büyük tehdit olan onlarca yıl içerisinde etkisini çok arttıracak küresel çevre sorunlarına bir çözüm olmadığı da kesindir. İnsanlık tarihi boyunca katlanarak artmış, bugün felaketsel seviyeye ulaşmış küresel çevre sorunları varken, öngörülebilir bir gelecekte olması imkânsız uzayda yaşamdan sanki yapılabilirmiş gibi bahsetmek saçmalıktır. Bunun bizi gerçeklerle yüzleşmekten uzaklaştıran, bir algı yönetimi çabası olduğuna inanıyorum.  Gerçek, insanın Dünya kafesi içerisinde varoluşsal bir tehdit ile karşı karşıya olduğu ve Dünya’daki eşsiz yaşamı yok ettiğidir.  Uzayda Dünya’ya alternatif yaşam kurmak sadece uzak bir hayaldir. Ve biz hayallerde değil gerçek Dünya’da yaşıyoruz ve yaşamak zorundayız. Yaşayabileceğimiz başka bir yer yok.


15 Kasım 2017 Çarşamba

Uzay ve Dünya'daki Yaşam ve İklim Değişikliği

Uzay ve Dünya'daki Yaşam ve İklim Değişikliği

İnsanoğlunun uzaya olan merakı daha ilk çağlardan beri vardı. Uzayı gözlem seviyesinde olan bu merak, soğuk savaş dönemindeki Rusya ve ABD'nin uzay yarışı ile keşfetme aşamasına geçti.  Bu yarış, Neil Amstrong'un  1969'da dünyadan 384bin km uzaklıktaki Ay’a ayak basması ve 1972'ye kadar 5 kez daha gidilmesiyle büyük aşama kaydetti.  Belirtmek isterim ki, birçok komplo teorisyenleri 1969'da Ay’a aslında hiç gidilmediğini, ABD Nixon yönetiminin sahte görüntülerle bunu uydurduğunu iddia etmektedirler.

Uzay yarışı ve Ay’a ayak basılmasının görüntüleri kamuoyunda uzaya olan ilgiyi daha da arttırmıştır. Hollywood filmleri ve dizileri, bilim kurgu yazarları insanoğlunun uzayda kolaylıkla seyahat edebildiği, yeni gezegenlere yerleştiği ve yaşadığı bir gelecek anlatmaya devam ettiler.  O zamanlar anlatılan gelecek çok da uzak değildi. Genelde 2000'li yılların başıydı. Ne de olsa, daha önce neredeyse hiç uzay çalışması yapmayan ABD, 1958 yılında NASA'yı kurduktan 11 yıl sonra Ay’a insan gönderebiliyorsa, bundan 30 yıl sonra, 2000'lerde kim bilir nerelere gidilirdi, ne kadar büyük ilerlemeler olurdu.

Ama olmadı…

17 yıldır 2000'lerdeyiz ve bu süre içerisinde daha dünyadan ancak 2bin km uzaklıktaki Dünya alçak yörüngesinin dışına dahi insan göndermedik. Daha önemlisi sadece ABD ve Rusya değil, uzay yarışına sonradan katılan Çin, Avrupa devletleri, Japonya da gönderemedi ve yakın bir gelecekte gönderme planları da yok. Daha önemlisi Ay'a olan mesafesinin 200'de 1'i mesafedeki bu alçak yörüngedeki uzay istasyonlarında bile uzun süreli bir yaşam kuramadık. Ama popüler ünlüler, fantastik yazarlar ve filmler, Dünya'dan ortalama 225 milyon km uzaklıktaki, yani 2017 yılında insanın yaşayabildiği en uzaktaki uzay istasyonundan 100.000 kat daha uzak mesafedeki Mars'a insan göndermeyi anlatıyorlar. 

Her zaman teknoloji konusunda çok  büyük hayalleri olanlarla, o hayallerin gerçekçi olmadığını tartışmak çok zordur. Ne kadar iyi argümanınız olursa olsun genelde  siz küçük düşünen, kötümser insan olursunuz.  Bu gerçekdışı hayalperestlerden biri de elektrikli araçta devrim başlatan Elon Musk.  Elon Musk'ın SpaceX firması 2024 yılında Mars'a insan göndereceğini söylüyor. Ama  daha firması  Dünya alçak yörüngesine dahi insan gönderemedi. (2018 yılında göndermeyi planlıyorlarmış) Ama Elon Musk firmasının 7 yıl içerisinde defalarca yörüngeye insan göndermiş ABD, Rus ve Çin uzay ajanslarının yapamadığını yapacak ve 100.000 kat öteye Mars'a insan gönderecek.  Bu vaatlere inananlara saygı göstersem de, 225.000.000 km öteye gitmeden önce şu 2000km'deki alçak yörüngeyi aşıp,  5000km - 10000km'ye giderlerse, ve oradaki yüksek radyasyonda hayatta kalabilirse çok iyi olur.

Asıl önemli olan Elon Musk'ın 7 yıl içerisindeki Mars'a gidebilme büyük iddiası gerçekleşse dahi, yaşam için bir şey ifade etmeyecek olmasıdır. Çünkü Ay'da, Mars'ta veya güneş sistemimizdeki başka bir yerde yaşam kurmamız mümkün değil. Yaşam kurmanın mümkün olabileceğini iddia eden aklı başında hiç kimse yok. Oralara gidebilsek dahi ancak Dünya'dan oraya taşıdığımız gıda ve malzemelerle kısa süre yaşayabiliriz. Küçük bir ihtimal olsa dahi, üzerinde yaşam kurabilecek en yakın gezegen Wolf 1061 diye adlandırılıyor ve  Dünya'dan 14 ışık yılı uzaklıkta yani kabaca 140.000.000.000.000 km. Hani evrendeki en yüksek hız olan ışık hızında gidebilsek, oraya ulaşmamız 14 yıl sürecek. 

İnsanoğlu uzayda yaşam kurmak konusunda daha çok ilkel olduğunu, son 50 yılda çok az ilerlediğini, geniş kitleler için sürdürülebilir bir yaşam kurmak için daha çok yıllara belki yüzyıllara ihtiyaç duyduğunu fark ettiği anda, Dünya’nın terk edemeyeceğimiz, üzerinde yaşayabildiğimiz tek yer olduğunu daha iyi algılamaya başlayacaktır. Biraz rahatsız edici bir tanım olsa da Dünya insanoğlunun bir evinden ziyade dışarıya adım attığı anda öldüğü güvenli bir kafesidir. Ev kavramı başka bir eve taşınabilmeyi, birkaç evin olması gibi yanıltıcı algılara yol açıyor. Kafes ise insana gerçeği, Dünya dışında başka hiçbir yerde yaşamayacağını, çok daha iyi anlatıyor.

Dünya'nın bizim kafesimiz olduğu gerçeği ile yüzleştiğimizde, başta iklim değişikliği olmak üzere bütün küresel çevre sorunları daha farklı bir anlam ifade ediyor. Çevre sorunlarının ana sonucu Dünya'yı insanlar için daha az ve zor yaşanılabilir hale getirmesidir.  Dünya'daki yaşamın insanlar tarafından tahrip edilmesi binlerce yıldır devam ediyor ki son yüzyılda giderek hızlandı. Küresel çevre sorunlarını çözmenin çok zor olduğu da biliniyor. Bir atasözü ile durumu anlatırsam, zor bir durumda karşılaşıldığında "ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin." denilir. İşte İklim değişikliği ve küresel çevre sorunlarında bu diyardan gitme diye bir seçenek yok. Ya bu deveyi güdersin, ya da yok olursun.

Yok oluştan bahsedilirken bunun kısa sürede olacağı ve bütün insanlığı bir anda yok edeceği gibi anlaşılıyor. Birçok felaket tellalcısının iddiaları bu şekildedir.  Günümüzde Antarktika içinin ortalama sıcaklığı -57C ve kilometrelerce kalınlığında buz var. En kötümser iklim değişikliği senaryolarında dahi bu buzun erimesi ve Antarktika yüzey sıcaklığının insan yaşamı için aşırı sıcak hale gelmesi yüzlerce, hatta binlerce yıl sürer.  Kısaca geri kalan her yer çok sıcak olsa dahi Antarktika’da yaşamaya devam edebiliriz. Antarktika bitse bile daha yer altı veya okyanus altında yaşama şansımız var.

Özetle insanoğlu daha çok uzun süre ne Dünya dışı bir yerde sürdürülebilir bir yaşam kurabilir, ne de Dünya üzerinden yok olabilir. Nesiller boyunca bu gezegende yaşamak zorunda.


Küresel çevre sorunları ve iklim değişikliği aslında bu yaşamın kaç kişi ile ve nasıl olacağı ile ilgilidir.  Çünkü ekosistemler tahrip oldukça insanoğlunun Dünya'daki yaşayabildiği alan sürekli daralacaktır. Bu git gide daralan alanda kimler ve çocukları hayatta kalacak? Geri kalan kimlerin nesilleri yok olacak? Bu süreç bir iki yıl da sürmeyecek. Hani bir gün uyanacağız, Dünya'nın geri kalanı çok sıcak hadi Antarktika’ya yerleşelim denmeyecek.  İklim değişikliği ile geçecek yüzyıllar kıtlıklar, aşırı sıcaklar, yağışlar, felaketlerle ve muhtemelen savaşlar dolu olacak.  Git gide yaşam alanımız daraldığı gibi insan nüfusu da azalacak. Bu yüzden gideceği bir diyarı olmayan ve hemen de yok olmayacak insanoğlu bu deveyi gütmek, küresel çevre sorunlarını çözmek ve sonuçlarıyla yaşamayı öğrenmek zorunda. Ne kadar çabuk öğrenir ve harekete geçerse, o kadar az hasar ve acıyla gelecek on, yüz, bin yıllarını geçirir.  Gerçeklerle yüzleşmeyip, soruna çözüm üretmektense, sorundan kaçıp fantastik uzay seyahatine çıkmaktan, uzayda koloniler kurmaktan bahsedenlere ise iyi seyirler dilerim.  Sadece hatırlatmak isterim gerçek hayat her zaman mutlu sonla bitmiyor.