Uzay ve
Dünya'daki Yaşam ve İklim Değişikliği
İnsanoğlunun
uzaya olan merakı daha ilk çağlardan beri vardı. Uzayı gözlem seviyesinde olan
bu merak, soğuk savaş dönemindeki Rusya ve ABD'nin uzay yarışı ile keşfetme
aşamasına geçti. Bu yarış, Neil Amstrong'un 1969'da dünyadan 384bin
km uzaklıktaki Ay’a ayak basması ve 1972'ye kadar 5 kez daha gidilmesiyle büyük
aşama kaydetti. Belirtmek isterim ki, birçok komplo teorisyenleri
1969'da Ay’a aslında hiç gidilmediğini, ABD Nixon yönetiminin sahte görüntülerle
bunu uydurduğunu iddia etmektedirler.
Uzay yarışı ve
Ay’a ayak basılmasının görüntüleri kamuoyunda uzaya olan ilgiyi daha da
arttırmıştır. Hollywood filmleri ve dizileri, bilim kurgu yazarları
insanoğlunun uzayda kolaylıkla seyahat edebildiği, yeni gezegenlere yerleştiği
ve yaşadığı bir gelecek anlatmaya devam ettiler. O zamanlar
anlatılan gelecek çok da uzak değildi. Genelde 2000'li yılların başıydı.
Ne de olsa, daha önce neredeyse hiç uzay çalışması yapmayan ABD, 1958 yılında NASA'yı
kurduktan 11 yıl sonra Ay’a insan gönderebiliyorsa, bundan 30 yıl sonra, 2000'lerde
kim bilir nerelere gidilirdi, ne kadar büyük ilerlemeler olurdu.
Ama olmadı…
17 yıldır
2000'lerdeyiz ve bu süre içerisinde daha dünyadan ancak 2bin km uzaklıktaki
Dünya alçak yörüngesinin dışına dahi insan göndermedik. Daha önemlisi sadece
ABD ve Rusya değil, uzay yarışına sonradan katılan Çin, Avrupa devletleri,
Japonya da gönderemedi ve yakın bir gelecekte gönderme planları da yok. Daha
önemlisi Ay'a olan mesafesinin 200'de 1'i mesafedeki bu alçak yörüngedeki uzay
istasyonlarında bile uzun süreli bir yaşam kuramadık. Ama popüler ünlüler,
fantastik yazarlar ve filmler, Dünya'dan ortalama 225 milyon km
uzaklıktaki, yani 2017 yılında insanın yaşayabildiği en uzaktaki uzay
istasyonundan 100.000 kat daha uzak mesafedeki Mars'a insan göndermeyi
anlatıyorlar.
Her zaman
teknoloji konusunda çok büyük hayalleri olanlarla, o hayallerin gerçekçi
olmadığını tartışmak çok zordur. Ne kadar iyi argümanınız olursa olsun genelde siz küçük düşünen, kötümser insan olursunuz. Bu gerçekdışı hayalperestlerden biri de elektrikli araçta devrim başlatan Elon Musk. Elon Musk'ın SpaceX firması 2024 yılında Mars'a insan göndereceğini söylüyor. Ama daha firması Dünya alçak yörüngesine dahi insan
gönderemedi. (2018 yılında göndermeyi planlıyorlarmış) Ama Elon Musk firmasının 7 yıl içerisinde defalarca yörüngeye insan göndermiş ABD, Rus
ve Çin uzay ajanslarının yapamadığını yapacak ve 100.000 kat öteye Mars'a insan
gönderecek. Bu vaatlere inananlara saygı göstersem de, 225.000.000
km öteye gitmeden önce şu 2000km'deki alçak yörüngeyi aşıp, 5000km -
10000km'ye giderlerse, ve oradaki yüksek radyasyonda hayatta kalabilirse çok
iyi olur.
Asıl önemli
olan Elon Musk'ın 7 yıl içerisindeki Mars'a gidebilme büyük iddiası gerçekleşse
dahi, yaşam için bir şey ifade etmeyecek olmasıdır. Çünkü Ay'da, Mars'ta
veya güneş sistemimizdeki başka bir yerde yaşam kurmamız mümkün değil.
Yaşam kurmanın mümkün olabileceğini iddia eden aklı başında hiç kimse yok.
Oralara gidebilsek dahi ancak Dünya'dan oraya taşıdığımız gıda ve malzemelerle
kısa süre yaşayabiliriz. Küçük bir ihtimal olsa dahi, üzerinde yaşam
kurabilecek en yakın gezegen Wolf 1061 diye
adlandırılıyor ve Dünya'dan 14 ışık yılı uzaklıkta yani kabaca
140.000.000.000.000 km. Hani evrendeki en yüksek hız olan ışık hızında
gidebilsek, oraya ulaşmamız 14 yıl sürecek.
İnsanoğlu
uzayda yaşam kurmak konusunda daha çok ilkel olduğunu, son 50 yılda çok az
ilerlediğini, geniş kitleler için sürdürülebilir bir yaşam kurmak için daha çok
yıllara belki yüzyıllara ihtiyaç duyduğunu fark ettiği anda, Dünya’nın
terk edemeyeceğimiz, üzerinde yaşayabildiğimiz tek yer olduğunu daha iyi
algılamaya başlayacaktır. Biraz rahatsız edici bir tanım olsa da Dünya
insanoğlunun bir evinden ziyade dışarıya adım attığı anda öldüğü güvenli bir
kafesidir. Ev kavramı başka bir eve taşınabilmeyi, birkaç evin olması gibi
yanıltıcı algılara yol açıyor. Kafes ise insana gerçeği, Dünya dışında başka
hiçbir yerde yaşamayacağını, çok daha iyi anlatıyor.
Dünya'nın
bizim kafesimiz olduğu gerçeği ile yüzleştiğimizde, başta iklim değişikliği
olmak üzere bütün küresel çevre sorunları daha farklı bir anlam ifade ediyor.
Çevre sorunlarının ana sonucu Dünya'yı insanlar için daha az ve zor
yaşanılabilir hale getirmesidir. Dünya'daki yaşamın insanlar tarafından
tahrip edilmesi binlerce yıldır devam ediyor ki son yüzyılda giderek hızlandı.
Küresel çevre sorunlarını çözmenin çok zor olduğu da biliniyor. Bir atasözü ile
durumu anlatırsam, zor bir durumda karşılaşıldığında "ya bu deveyi güdersin,
ya bu diyardan gidersin." denilir. İşte İklim değişikliği ve küresel çevre
sorunlarında bu diyardan gitme diye bir seçenek yok. Ya bu deveyi güdersin, ya
da yok olursun.
Yok oluştan bahsedilirken
bunun kısa sürede olacağı ve bütün insanlığı bir anda yok edeceği gibi
anlaşılıyor. Birçok felaket tellalcısının iddiaları bu şekildedir.
Günümüzde Antarktika içinin ortalama sıcaklığı -57C ve kilometrelerce
kalınlığında buz var. En kötümser iklim değişikliği senaryolarında dahi bu
buzun erimesi ve Antarktika yüzey sıcaklığının insan yaşamı için aşırı sıcak
hale gelmesi yüzlerce, hatta binlerce yıl sürer. Kısaca geri kalan her
yer çok sıcak olsa dahi Antarktika’da yaşamaya devam edebiliriz. Antarktika
bitse bile daha yer altı veya okyanus altında yaşama şansımız var.
Özetle
insanoğlu daha çok uzun süre ne Dünya dışı bir yerde sürdürülebilir bir yaşam
kurabilir, ne de Dünya üzerinden yok olabilir. Nesiller boyunca bu
gezegende yaşamak zorunda.
Küresel çevre
sorunları ve iklim değişikliği aslında bu yaşamın kaç kişi ile ve nasıl olacağı
ile ilgilidir. Çünkü ekosistemler tahrip oldukça insanoğlunun Dünya'daki
yaşayabildiği alan sürekli daralacaktır. Bu git gide daralan alanda kimler ve
çocukları hayatta kalacak? Geri kalan kimlerin nesilleri yok olacak? Bu süreç bir
iki yıl da sürmeyecek. Hani bir gün uyanacağız, Dünya'nın geri kalanı çok sıcak
hadi Antarktika’ya yerleşelim denmeyecek. İklim
değişikliği ile geçecek yüzyıllar kıtlıklar, aşırı sıcaklar, yağışlar, felaketlerle ve muhtemelen savaşlar dolu olacak. Git gide yaşam alanımız daraldığı gibi insan
nüfusu da azalacak. Bu yüzden gideceği bir diyarı olmayan ve hemen de yok
olmayacak insanoğlu bu deveyi gütmek, küresel çevre sorunlarını çözmek ve sonuçlarıyla
yaşamayı öğrenmek zorunda. Ne kadar çabuk öğrenir ve harekete geçerse, o kadar
az hasar ve acıyla gelecek on, yüz, bin yıllarını geçirir. Gerçeklerle
yüzleşmeyip, soruna çözüm üretmektense, sorundan kaçıp fantastik uzay
seyahatine çıkmaktan, uzayda koloniler kurmaktan bahsedenlere ise iyi seyirler
dilerim. Sadece hatırlatmak isterim gerçek hayat her zaman mutlu sonla
bitmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder