15 Kasım 2017 Çarşamba

Uzay ve Dünya'daki Yaşam ve İklim Değişikliği

Uzay ve Dünya'daki Yaşam ve İklim Değişikliği

İnsanoğlunun uzaya olan merakı daha ilk çağlardan beri vardı. Uzayı gözlem seviyesinde olan bu merak, soğuk savaş dönemindeki Rusya ve ABD'nin uzay yarışı ile keşfetme aşamasına geçti.  Bu yarış, Neil Amstrong'un  1969'da dünyadan 384bin km uzaklıktaki Ay’a ayak basması ve 1972'ye kadar 5 kez daha gidilmesiyle büyük aşama kaydetti.  Belirtmek isterim ki, birçok komplo teorisyenleri 1969'da Ay’a aslında hiç gidilmediğini, ABD Nixon yönetiminin sahte görüntülerle bunu uydurduğunu iddia etmektedirler.

Uzay yarışı ve Ay’a ayak basılmasının görüntüleri kamuoyunda uzaya olan ilgiyi daha da arttırmıştır. Hollywood filmleri ve dizileri, bilim kurgu yazarları insanoğlunun uzayda kolaylıkla seyahat edebildiği, yeni gezegenlere yerleştiği ve yaşadığı bir gelecek anlatmaya devam ettiler.  O zamanlar anlatılan gelecek çok da uzak değildi. Genelde 2000'li yılların başıydı. Ne de olsa, daha önce neredeyse hiç uzay çalışması yapmayan ABD, 1958 yılında NASA'yı kurduktan 11 yıl sonra Ay’a insan gönderebiliyorsa, bundan 30 yıl sonra, 2000'lerde kim bilir nerelere gidilirdi, ne kadar büyük ilerlemeler olurdu.

Ama olmadı…

17 yıldır 2000'lerdeyiz ve bu süre içerisinde daha dünyadan ancak 2bin km uzaklıktaki Dünya alçak yörüngesinin dışına dahi insan göndermedik. Daha önemlisi sadece ABD ve Rusya değil, uzay yarışına sonradan katılan Çin, Avrupa devletleri, Japonya da gönderemedi ve yakın bir gelecekte gönderme planları da yok. Daha önemlisi Ay'a olan mesafesinin 200'de 1'i mesafedeki bu alçak yörüngedeki uzay istasyonlarında bile uzun süreli bir yaşam kuramadık. Ama popüler ünlüler, fantastik yazarlar ve filmler, Dünya'dan ortalama 225 milyon km uzaklıktaki, yani 2017 yılında insanın yaşayabildiği en uzaktaki uzay istasyonundan 100.000 kat daha uzak mesafedeki Mars'a insan göndermeyi anlatıyorlar. 

Her zaman teknoloji konusunda çok  büyük hayalleri olanlarla, o hayallerin gerçekçi olmadığını tartışmak çok zordur. Ne kadar iyi argümanınız olursa olsun genelde  siz küçük düşünen, kötümser insan olursunuz.  Bu gerçekdışı hayalperestlerden biri de elektrikli araçta devrim başlatan Elon Musk.  Elon Musk'ın SpaceX firması 2024 yılında Mars'a insan göndereceğini söylüyor. Ama  daha firması  Dünya alçak yörüngesine dahi insan gönderemedi. (2018 yılında göndermeyi planlıyorlarmış) Ama Elon Musk firmasının 7 yıl içerisinde defalarca yörüngeye insan göndermiş ABD, Rus ve Çin uzay ajanslarının yapamadığını yapacak ve 100.000 kat öteye Mars'a insan gönderecek.  Bu vaatlere inananlara saygı göstersem de, 225.000.000 km öteye gitmeden önce şu 2000km'deki alçak yörüngeyi aşıp,  5000km - 10000km'ye giderlerse, ve oradaki yüksek radyasyonda hayatta kalabilirse çok iyi olur.

Asıl önemli olan Elon Musk'ın 7 yıl içerisindeki Mars'a gidebilme büyük iddiası gerçekleşse dahi, yaşam için bir şey ifade etmeyecek olmasıdır. Çünkü Ay'da, Mars'ta veya güneş sistemimizdeki başka bir yerde yaşam kurmamız mümkün değil. Yaşam kurmanın mümkün olabileceğini iddia eden aklı başında hiç kimse yok. Oralara gidebilsek dahi ancak Dünya'dan oraya taşıdığımız gıda ve malzemelerle kısa süre yaşayabiliriz. Küçük bir ihtimal olsa dahi, üzerinde yaşam kurabilecek en yakın gezegen Wolf 1061 diye adlandırılıyor ve  Dünya'dan 14 ışık yılı uzaklıkta yani kabaca 140.000.000.000.000 km. Hani evrendeki en yüksek hız olan ışık hızında gidebilsek, oraya ulaşmamız 14 yıl sürecek. 

İnsanoğlu uzayda yaşam kurmak konusunda daha çok ilkel olduğunu, son 50 yılda çok az ilerlediğini, geniş kitleler için sürdürülebilir bir yaşam kurmak için daha çok yıllara belki yüzyıllara ihtiyaç duyduğunu fark ettiği anda, Dünya’nın terk edemeyeceğimiz, üzerinde yaşayabildiğimiz tek yer olduğunu daha iyi algılamaya başlayacaktır. Biraz rahatsız edici bir tanım olsa da Dünya insanoğlunun bir evinden ziyade dışarıya adım attığı anda öldüğü güvenli bir kafesidir. Ev kavramı başka bir eve taşınabilmeyi, birkaç evin olması gibi yanıltıcı algılara yol açıyor. Kafes ise insana gerçeği, Dünya dışında başka hiçbir yerde yaşamayacağını, çok daha iyi anlatıyor.

Dünya'nın bizim kafesimiz olduğu gerçeği ile yüzleştiğimizde, başta iklim değişikliği olmak üzere bütün küresel çevre sorunları daha farklı bir anlam ifade ediyor. Çevre sorunlarının ana sonucu Dünya'yı insanlar için daha az ve zor yaşanılabilir hale getirmesidir.  Dünya'daki yaşamın insanlar tarafından tahrip edilmesi binlerce yıldır devam ediyor ki son yüzyılda giderek hızlandı. Küresel çevre sorunlarını çözmenin çok zor olduğu da biliniyor. Bir atasözü ile durumu anlatırsam, zor bir durumda karşılaşıldığında "ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin." denilir. İşte İklim değişikliği ve küresel çevre sorunlarında bu diyardan gitme diye bir seçenek yok. Ya bu deveyi güdersin, ya da yok olursun.

Yok oluştan bahsedilirken bunun kısa sürede olacağı ve bütün insanlığı bir anda yok edeceği gibi anlaşılıyor. Birçok felaket tellalcısının iddiaları bu şekildedir.  Günümüzde Antarktika içinin ortalama sıcaklığı -57C ve kilometrelerce kalınlığında buz var. En kötümser iklim değişikliği senaryolarında dahi bu buzun erimesi ve Antarktika yüzey sıcaklığının insan yaşamı için aşırı sıcak hale gelmesi yüzlerce, hatta binlerce yıl sürer.  Kısaca geri kalan her yer çok sıcak olsa dahi Antarktika’da yaşamaya devam edebiliriz. Antarktika bitse bile daha yer altı veya okyanus altında yaşama şansımız var.

Özetle insanoğlu daha çok uzun süre ne Dünya dışı bir yerde sürdürülebilir bir yaşam kurabilir, ne de Dünya üzerinden yok olabilir. Nesiller boyunca bu gezegende yaşamak zorunda.


Küresel çevre sorunları ve iklim değişikliği aslında bu yaşamın kaç kişi ile ve nasıl olacağı ile ilgilidir.  Çünkü ekosistemler tahrip oldukça insanoğlunun Dünya'daki yaşayabildiği alan sürekli daralacaktır. Bu git gide daralan alanda kimler ve çocukları hayatta kalacak? Geri kalan kimlerin nesilleri yok olacak? Bu süreç bir iki yıl da sürmeyecek. Hani bir gün uyanacağız, Dünya'nın geri kalanı çok sıcak hadi Antarktika’ya yerleşelim denmeyecek.  İklim değişikliği ile geçecek yüzyıllar kıtlıklar, aşırı sıcaklar, yağışlar, felaketlerle ve muhtemelen savaşlar dolu olacak.  Git gide yaşam alanımız daraldığı gibi insan nüfusu da azalacak. Bu yüzden gideceği bir diyarı olmayan ve hemen de yok olmayacak insanoğlu bu deveyi gütmek, küresel çevre sorunlarını çözmek ve sonuçlarıyla yaşamayı öğrenmek zorunda. Ne kadar çabuk öğrenir ve harekete geçerse, o kadar az hasar ve acıyla gelecek on, yüz, bin yıllarını geçirir.  Gerçeklerle yüzleşmeyip, soruna çözüm üretmektense, sorundan kaçıp fantastik uzay seyahatine çıkmaktan, uzayda koloniler kurmaktan bahsedenlere ise iyi seyirler dilerim.  Sadece hatırlatmak isterim gerçek hayat her zaman mutlu sonla bitmiyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder