15 Temmuz 2013 Pazartesi

Çözüm Ne?

    Toplum içerisindeyken diğerleri tarafında önemsenmeyen; önemli bir sorunu fark edip dile getirdiğinizde karşınızdakiler daha sorunu tam anlamadan "Çözüm ne?" karşı sorusunu size sorabilirler.  Basit ve masum gibi görünen iki kelimeden oluşan bu kısa soru, içinde iki önemli ön koşulu barındıran ve soranının bakış açısını gösteren bir sorudur.
    İlk ön koşul sorunun bir çözümü olduğudur.  Fiziksel, zamansal, biyolojik, toplumsal, zihinsel, vb. sınırlarımız varken aslında karşılaştığımız sorunların büyük çoğunluğu çözümsüzdür. Yer çekimini durduramayız. Zamanda geriye dönemeyiz. 5 saniyede 100 metreyi koşamayız. Ölümsüzlüğü bulamayız. Herkesin bizimle aynı fikirlere sahip olmasını sağlayamayız. Gelecekte neler olabileceğini bilemeyiz.  Daha yapamayacağımız sonsuz sayıda iş ve çözemeyeceğimiz sorun vardır.  Kısaca, her sorunun çözümü yoktur.
İkinci ön koşul ise sorunun çözümünü gerçekleştirme kabiliyetine sahip olduğumuzdur. Aslında çözümü olan her sorun sadece belli koşullar altında çözümlüdür. O koşullar sağlanmazsa çözümsüzdür.  Mesela omzunda derin bir yarayla tam teşekkülü bir hastaneye gelmiş bir hastayı tedavi etmenin çözümü vardır. Fakat aynı yara tıbbi imkânların olmadığı bir yerde; mesela çölün ortasında olsa veya tedavisinin bilinmediği bir zamanda mesela ilk çağlarda gerçekleşse veya derin yara omuzda değil kalp veya beyin gibi hayati bir organda olsa tedavi etmenin çözümü olmaz. Kısaca, doğru koşullara sahip değilsek çözümlü bir sorunu çözemeyebiliriz.
Sonucunda bu iki koşulun karşılanıp çözebildiğimiz sorunlar son derece nadirken çoğu insan "Her sorunun bir çözümü vardır." inancına sahiptir. Bu inancın oluşmasının sebebi yapamadıklarımızı görmezlikten gelme özelliğimizdir. Seçici algılamamız, büyük yetersizliklerimizi yok sayarken son derece sınırlı kabiliyetlerimizi abartarak hatırlatır. Bu sayede her şeyi yapabileceğimize inanmaya başlar, motivasyonumuzu kaybetmeden sorunları çözmeye çalışırız. Eğer çözersek, hatırlarız ve inancımız daha da güçlenir. Çözemezsek unuturuz ve yok sayarız.  
    "Çözüm ne?" sorusu "her sorunun çözümü vardır." yanlış inancının bir sonucudur. Amaç sorunun çözümünü öğrenmekten ziyade çözümü olmayan veya çok zor olan soruları daha baştan yok sayma ve vaktini, enerjisini harcamadan doğrudan kolay çözebilecek sorunlara odaklanma isteğidir. "Çözüm Ne?" sorusu soranın zamanını, enerjisini, motivasyonunu ve inancını korumasını sağlayan etkin bir yöntemdir. Fakat aynı zamanda çözümü çok zor veya imkânsız gibi görünen bütün önemli sorunların çözümsüz kalıp birikmesine ve sorunların daha az dile getirilmesine yol açar. Hatta cevaplayan egosu yüzünden çözümü bilmediğini söyleyemeyip, cevap verme ihtiyacıyla kolaycı ve  hatalı çözümler üretirse, sorunlar daha da büyüyebilir.
    İnsanoğlunun sahip olmadığı bir yetenek de kendi yaratıcılığının sınırını bilmesidir. İnsanın yaratıcılığı daha önce çözümsüz gibi duran birçok soruna çözüm bulmuştur. Bu başarılarıyla kendisini dahi şaşırtmıştır. Fakat yaratıcılık kendiliğinden gerçekleşmez; sadece yetenek değil bilgi birikimi, zaman ve mücadele gerektirir. Eğer sorunlar dile getirilmez, üzerinde düşünülüp bilgi üretilmez,  zaman harcanmaz, çözüm için mücadele edilmezse, sadece kolaycı çözümler uygulanırsa yaratıcılık yeteneğinin herhangi zor bir  sorunu çözmesi mümkün olmaz.

    Daha sorunu kavramadan "Çözüm Ne?" gibi sorular yaratıcılığın önünde engellerdir.  Değer verdiğiniz gerçekten önemli bir sorunu dile getirmek için sorunun bir çözümü olması veya o çözümü bilmeniz gerekli değildir. Hatta çözümünün olması önemli de değildir.  Aynı ölümcül yaralı bir hastayı tedavi etmeye çalışmak gibi önemli olan insan olarak hem sınırlı kabiliyetlere sahip, her sorunu çözemeyecek varlıklar olduğumuzu hem de çözüm yeteneğimizin sınırını bilmediğimizi ve denemeden de öğrenemeyeceğimizi unutmadan mücadele etmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder