14 Eylül 2013 Cumartesi

IPCC Başkanına Sorulmuş Mantıklı Cevap Alınamamış 3 Soru

Dünya’nın iklim değişikliğine karşı mücadeledeki en önemli uluslararası kurumu olan IPCC'nin Nobel Barış Ödüllü Başkanı Rajendra Pachauri 20 Mayıs'ta İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yaptı ve soruları cevapladı. Sunumu bittikten sonra kendisine ilk soruları ben sordum. Sorularımın kısa olması uyarısı ve heyecandan tam da istediğim gibi soramasam da sorduğum üç tane temel soru vardı. 1. Temellerinden sürdürülemez ve işgalci olan bir medeniyet nasıl sürdürülür? Çöküşü kaçınılmaz ve sadece bir zaman meselesi değil midir? Lütfen son 30 yıldaki politik ve ekonomik gelişmeleri, 2012 ve 2013 yıllarındaki CO2 rekor emisyon artışını ve karbonsuz sanayi ekonomisi öngören hiçbir gerçekçi projeksiyon olmamasını dikkate alınız. 2. Doğal olarak yok olan bir kaynağın sürdürülebilir olarak tüketilmesi mümkün müdür? Lütfen hızlı iklim değişikliği ve okyanusların asitleşmesi koşullarında sürdürülebilir tarım, balıkçılık ve yaşam uygulamalarını dikkate alınız. 3- Homosapiens için tamamıyla sürdürülemez olan bir medeniyetin ömrünü umutsuzca uzatmaya çalışmaktansa çökmesine izin verip, çöküşten sonra hayatta kalıp, yeni gerçek anlamada sürdürülebilir yeni bir medeniyet yaratmak daha akıllıca değil midir? Sayın Pachauri sorulara cevap verme gereği olmadığını söyleyip, bu kadar kötümser düşünmediğini belirterek insanlığın homoseksüellere haklarını vermesini ve ırkçılığı kaldırmasını örnek başarılar olarak gösterdi. Sorunların çözüleceğini umut ettiğini ve inandığını sıkça vurguladı. Bu cevap bir ölçüde beklediğim, daha önce sıkça karşılaştığım, aslında sorularıma cevap olmayan; beni kötümserlikle suçlayan, mantıksız ama kulağa hoş gelen sözlerden başka bir şey değildi.
Tabii ki seminerde daha uzun açıklama yapma veya verilen cevaba karşı yeni sorular sorma hakkım yoktu; ama bu yazıda var.

Soru 1
Modern medeniyet ve ataları olan eski medeniyetlerin hiçbiri, hiçbir dönemde sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsememiştir. Her zaman aşırı tüketmiştir. Aşırı tüketimin sürdürülemez olduğu, Sümerler gibi birçok medeniyetin bu yüzden yok olduğu bilinmektedir.  Medeniyetler beşiği denilen Orta Doğu'daki doğal bitki örtüsü olan ormanların yok edilmesi, toprağının çölleştirilmesi, bölgeye özgü canlı türlerin büyük çoğunluğuyla yok olması acı verici örneklerdir. Bu örnekler eski Roma, Yunan, Pers, Mısır medeniyetlerinde ve bugünkü bütün medeni toplumlarda rahatlıkla arttırılabilir. Diğer taraftan bütün bu medeniyetlerin doğayı korumaya önem verdiklerini, halklarını teşvik ettiklerini, yasalar çıkarttıklarını görebilirsiniz. Çelişki gibi duran durumun anahtarı güç ve egemenlik arzusundadır. Temelde kaynak demek güç demektir. Daha fazla kaynak tüketmek daha fazla güçtür. Medeniyetimizin ve atalarının var olmasının sebebi güçlü olup çevrelerine egemen olmalarıdır. Diğer bir değişle başarıları az tüketip doğayı korumaktansa çok tüketip daha fazla güç elde etmeyi seçmelerindendir. Örneklere bakarsanız ormanların yeni savaş veya ticaret gemileri, silahlar, şehirler yapmak için kesildiğini, toprağın halkını büyütmek ve zenginleştirmek için aşırı tarım ile çölleştirildiğini, halklarına güçlerini sergilemek ve daha fazla kaynak için vahşi hayvanları öldürdüklerini görebilirsiniz.
İnsanların ve medeniyetlerin hepsi gücü tercih etmemiştir. Doğayı korumayı tercih edenler de vardır. Mesela Amerikan yerlisi Irkualar 7 kuşak sonrasını düşünerek karar vermeyi temel yönetim düşüncesi olarak benimseyip doğayı korumaya büyük önem vermişlerdir. Benzer yaklaşımı günümüzde Himalayalar'daki halklarda, Avusturalya'daki Aborjinler'de, Güney Amerika'nın yağmur ormanlarındaki yerli kabilelerde de görebilirsiniz. Yüzlerce, hatta binlerce yıldır doğaya zarar vermeden yaşamaktalar. Bu halkların ortak özelliğine baktığınız zaman az sayıda olduklarını, egemen siyasi ve ekonomik yapıya dahil olmadıklarını, ücra kesimlerde yaşadıklarını ve toplumsal yapılarını korumakta zorlandıklarını görürsünüz. Bu halkların ve benzerlerinin eskiden bütün kıtalara yayıldıkları da bilinmektedir. Gerilemelerindeki en önemli sebep; gücü tercih eden halkların onların üzerine egemenlik kurmaları, topraklarını işgal etmeleri, kaynaklarını ele geçirmeleri ve kendi egemen görüşlerini kabul etmeye zorlamalarıdır. Böylelikle gücü tercih edenler güçlerini daha da arttırmış ve yayılmışken doğayı tercih edenler ya yok olmuş ya da gücü tercih edenlerin pek önemsemedikleri yerlerde hayatta kalabilmişlerdir.  
Günümüz insanları olarak biz gücü tercih edip, gücüyle diğer halkların üzerinde egemenlik kurup, topraklarını işgal edenlerin çocuklarıyız. Güç ve egemenlik arzusu medeniyetimizin bütün kademelerine yayılmıştır. Sadece ülkeler değil, şehirler, şirketler hatta bireyler birbirleriyle kıyasıya daha fazla güç ve egemenlik için mücadele etmekte ve bu mücadele için mümkün olan bütün kaynakları kullanmaktadırlar. Bu yüzden dünyanın en güçlü ve en egemen ülkeleri, şehirleri, şirketleri ve insanları aynı zamanda en çok kaynak tüketen ve doğaya en çok zarar verenleridir. Hala doğayı tercih edenler sürekli zayıf kalmakta, güçlüler tarafından sindirilmekte, kendi toprağındaki kaynağı kullanmak istemese dahi bu kaynaklar ondan zorla alınmaktadır.  
Son 30 yılda medeniyetimizin ve gücümüzün temel kaynağı olan fosil yakıtların atığı olan sera gazlarının küresel ısınmaya sebep olduğu ve bu ısınmanın insanoğlunun karşılaştığı en büyük tehlike olduğu, fosil yakıtların kullanılması ve doğanın tahribatı bitmezse modern medeniyetin çöküşüne neden olabileceği bilinmektedir. Önlem alınması için sürekli çağrıda bulunulmasına, araştırmalar yapılmasına, alternatifler önerilmesine rağmen neredeyse her sene daha fazla fosil yakıt tüketip daha fazla sera gazı salınımı yaptık. 2012 ve 2013 en temel sera gazı olan CO2'in rekor emisyon artışı yılıydı. Diğer bir deyişle, her zaman aşırı tüketmiş bir medeniyetin kendi sonunu getireceği açıkça kanıtlanmasına rağmen tüketimi azaltmayı bırakmaktansa aksine artırmaya devam etmektedir. Daha çarpıcı olan ise çeşitli ülkeler ve kurumlar tarafından her yıl yüzlercesi hazırlanan gelecek planları ve tahminlerinin gerçekçi olanlarının hiçbirinde sera gazı emisyonlarının sıfıra indirileceği ön görülmemektedir. Greenpeace tarafından hazırlanan aşırı iyimser ve pek de gerçekçi bulunmayan rapora göre bile 2050 yılında dahi CO2 salınımını sıfıra indiremiyoruz. Hani, salınımı Greenpeace'in imkansız gibi görünen o büyük CO2 kesintisini yaparak %15 kadar değil, daha iyimser olup %10 a kadar indirelim. Bunun anlamı nedir? Dünya tarihindeki ısınma yüzünden bilinen en büyük ekosistem çöküşü ve toplu ölümlerin olduğu zamanki CO2 artış hızı şu andakinin 300'de biriydi. Yani biz %10'a indirsek dahi hala en son çöküşten 30 kat daha hızlı olarak CO2 arttırmaya devam ediyor olacağız. Diğer bir değişle bütün yenilenebilir enerji ve verimlilik çabaları sadece süreci yavaşlatacak ve medeniyete zaman kazandıracaktır.   
Bu gerçekleri bilenler için, ki Sayın Pachauri çok iyi biliyor, sürdürülemez güç arzulu, istilacı bir medeniyet, alternatifi olan sürdürülebilir bir medeniyeti er geç yok eder. Sürdürülemez medeniyetin de çöküşü kaçınılmazdır. Ürettiği en iyi çözümler dahi sadece çöküşü geciktirir, önleyemez. Sayın Pachauri de işte tam da bu yüzden seminer bitene kadar ekranda kalan sunumun son slaytında Gandhi’nin şu sözünü yazıyordu.  "Speed is irrelevant if you are going in the wrong direction." "Eğer yanlış yönde gidiyorsan, hız önemsizdir."  

Soru 2
Sürdürülebilirlik kavramı günümüzde çevre ve enerji ile ilgilenenler tarafından en sık kullanılan kavramlardandır. Bir kaynağın sonsuza veya çok uzun süre (Örnek. 100.000 yıl) kullanılabilmesidir. Sürdürülebilirlik genelde mevcut ekosisteme zarar vermeden, daha verimli ve daha az kaynak tüketilmesi olarak kullanılır. Temeli de sürdürülebilir hasat teorisine göre ekosistemin sağlığına zarar vermeden bir miktar canlının tüketilmesinin mümkün olduğudur. Zaten bütün hayvanlar başka canlıları tüketiyordur ve ekosistem sağlıklı işliyordur. İnsanoğlu da zarar vermeden tüketebilir. Ama günlük kullanılan sürdürülebilirlik kavramında problem vardır. Dış çevre etkileri ihmal edilir. Mesela öngörü olarak değişmeyen bilindik, iklim kabul edilir ve ona göre düşünülür. Bilim adamları ise dünya tarihini incelediklerinde iklimin çokça değiştiği, insanın var olmadığı zamanlarda dahi bu değişimlerde defalarca (en az 10) ekosistem çöküşü, toplu canlı ölümleri ve türlerin yok oluşu olduğunu biliyorlar.
İnsanoğlu dünyaya ayak bastığında gezegen en gelişmiş genetik çeşitliliğe ve türlere sahipti. Çeşitlilik ekosistemin sağlık göstergesi kabul edilir. Bugün insanoğlu yüzünden canlı türlerinin yok olma hızı Dünya'ya meteor çarpmasından sonraki en hızlı yok olma sürecidir. Diğer bir değişle insanoğlu ancak devasa bir meteorun dünyaya çarpmasıyla karşılaştırılabilecek boyutta gelmiş geçmiş en yok edici canlı türüdür. Dünya'nın atmosferinin yapısını bozup ısındırtmakta ise meteor ve volkanları geçip açık ara liderdir. Yaptıklarımız sonucunda dünyadaki diğer canlıların ve fiziksel süreçlerin tepki vereceği ve bu tepkilerin binlerce yıl daha devam edeceği açıkça bilim adamlarınca öngörülmektedir. Bugün dünya üzerinden insanoğlu yok olsa dahi canlı türleri hızla yok olmaya, dünya ısınmaya,  hatta permafrost erimesi, orman yangınları gibi olumlu tepki mekanizmaları yüzünden CO2 salınımları artmaya devam edecektir. Diğer deyişle süreç başladı ve bütün hızıyla ilerliyor, biz hiçbir şey yapmasak dahi yaşamın yok oluşu devam edecektir. Tarım yapılan araziler sular altında kalacak veya kuraklaşıp çölleşecek. Okyanuslar ve denizlerdeki canlılar asitleşmeden ve akıntıların değişmesinden ölecek. Ormanlar sıcaklardan ve kuraklıktan dolayı yanacak. Yeni egzotik canlılar gelip mevcut habitatlardaki canlıları yok edecek. Bütün bu gelişmelerin olduğu bir ortamda sürdürülebilirlikten bahsetmek saçma ve anlamsızdır; çünkü kendiliğinden yok olan bir kaynağı hiç tüketmesen dahi sürdüremezsin. Er geç yok olur. Küresel ısınma, iklim değişikliği, ekosistemin çöküşü süreçleri durdurulmadığı müddetçe insanoğlunun bildiği hiçbir yaşam tarzı sürdürülebilir değildir. Diğer bir değişle yaşamın yok oluşu durdurulmazsa insanoğlunun yaşamının da yok olması kaçınılmazdır.

Soru 3
Kendinizi dünya dışından gelen, bu gezegenle hiçbir ilişkisi ve sorumluluğu olmayan akıllı bir canlı olarak düşünün; gezegene bakıyorsunuz: Bu gezegende bir canlı türü var. Birçok medeniyet kurmuş. Bu medeniyetlerin bir kısmı sürdürülebilirmiş. En son kuruduğu medeniyet diğer medeniyetleri yok ederek bütün gezegene egemen olmuş; ama bu medeniyet hiçbir zaman sürdürülebilir olmamış. Hep çok tüketmiş ve yok etmiş.  Tüketime ve yok etmeye artan hızla devam ediyor. Tüketimi durdurmayı da planlamıyor. Sahip olduğu bütün imkanları kullansa dahi yine de sürdürülebilir olamıyor. Bugüne kadar yaptıkları o kadar büyük ki gezegeni ve üzerindeki yaşamı ciddi değiştirmiş. Bu değişim gezegendeki başka mekanizmaları harekete geçirmiş. Bu canlı türü artık hiçbir şey yapmasa dahi yaşamın yok oluşu devam edecek. Yok oluşun ne kadar büyük olacağı bilinmiyor ama gezegen tarihindeki en büyüklerden bir tanesi olacağı kesin. Kaynakları hızla azalsa da hala türün elinde ciddi kaynak var. Belki bu kaynakları kullanarak yok oluşu durdurabilir.  Şimdi bu durumda sizce bu tür nasıl davranmalı? Eğer bu tür kendi geçmişini ve böyle giderse neler olacağını bilmesine rağmen mevcut medeniyetini sürdürmeyi seçiyorsa ve hala bir şekilde sorunların çözüleceğine inanıyorsa, bu tür sizce akıllı mıdır?  Eğer bu tür kendine homosapiens; yani, "sapiens" akıllı "homo" adam demişse bu türe yeni bir ad verilmesi gerekmez mi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder