Tabii ki seminerde daha uzun açıklama yapma veya verilen cevaba karşı yeni
sorular sorma hakkım yoktu; ama bu yazıda var.
Soru 1
Modern medeniyet ve ataları olan eski medeniyetlerin hiçbiri, hiçbir
dönemde sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsememiştir. Her zaman aşırı
tüketmiştir. Aşırı tüketimin sürdürülemez olduğu, Sümerler gibi birçok
medeniyetin bu yüzden yok olduğu bilinmektedir. Medeniyetler beşiği
denilen Orta Doğu'daki doğal bitki örtüsü olan ormanların yok edilmesi,
toprağının çölleştirilmesi, bölgeye özgü canlı türlerin büyük çoğunluğuyla yok
olması acı verici örneklerdir. Bu örnekler eski Roma, Yunan, Pers, Mısır
medeniyetlerinde ve bugünkü bütün medeni toplumlarda rahatlıkla arttırılabilir.
Diğer taraftan bütün bu medeniyetlerin doğayı korumaya önem verdiklerini,
halklarını teşvik ettiklerini, yasalar çıkarttıklarını görebilirsiniz. Çelişki
gibi duran durumun anahtarı güç ve egemenlik arzusundadır. Temelde kaynak demek
güç demektir. Daha fazla kaynak tüketmek daha fazla güçtür. Medeniyetimizin ve
atalarının var olmasının sebebi güçlü olup çevrelerine egemen olmalarıdır.
Diğer bir değişle başarıları az tüketip doğayı korumaktansa çok tüketip daha
fazla güç elde etmeyi seçmelerindendir. Örneklere bakarsanız ormanların yeni
savaş veya ticaret gemileri, silahlar, şehirler yapmak için kesildiğini,
toprağın halkını büyütmek ve zenginleştirmek için aşırı tarım ile
çölleştirildiğini, halklarına güçlerini sergilemek ve daha fazla kaynak için
vahşi hayvanları öldürdüklerini görebilirsiniz.
İnsanların ve medeniyetlerin hepsi gücü tercih etmemiştir. Doğayı korumayı
tercih edenler de vardır. Mesela Amerikan yerlisi Irkualar 7 kuşak sonrasını
düşünerek karar vermeyi temel yönetim düşüncesi olarak benimseyip doğayı
korumaya büyük önem vermişlerdir. Benzer yaklaşımı günümüzde Himalayalar'daki
halklarda, Avusturalya'daki Aborjinler'de, Güney Amerika'nın yağmur
ormanlarındaki yerli kabilelerde de görebilirsiniz. Yüzlerce, hatta binlerce
yıldır doğaya zarar vermeden yaşamaktalar. Bu halkların ortak özelliğine
baktığınız zaman az sayıda olduklarını, egemen siyasi ve ekonomik yapıya dahil
olmadıklarını, ücra kesimlerde yaşadıklarını ve toplumsal yapılarını korumakta
zorlandıklarını görürsünüz. Bu halkların ve benzerlerinin eskiden bütün
kıtalara yayıldıkları da bilinmektedir. Gerilemelerindeki en önemli sebep; gücü
tercih eden halkların onların üzerine egemenlik kurmaları, topraklarını işgal
etmeleri, kaynaklarını ele geçirmeleri ve kendi egemen görüşlerini kabul etmeye
zorlamalarıdır. Böylelikle gücü tercih edenler güçlerini daha da arttırmış ve
yayılmışken doğayı tercih edenler ya yok olmuş ya da gücü tercih edenlerin pek
önemsemedikleri yerlerde hayatta kalabilmişlerdir.
Günümüz insanları olarak biz gücü tercih edip, gücüyle diğer halkların
üzerinde egemenlik kurup, topraklarını işgal edenlerin çocuklarıyız. Güç ve
egemenlik arzusu medeniyetimizin bütün kademelerine yayılmıştır. Sadece ülkeler
değil, şehirler, şirketler hatta bireyler birbirleriyle kıyasıya daha fazla güç
ve egemenlik için mücadele etmekte ve bu mücadele için mümkün olan bütün
kaynakları kullanmaktadırlar. Bu yüzden dünyanın en güçlü ve en egemen
ülkeleri, şehirleri, şirketleri ve insanları aynı zamanda en çok kaynak tüketen
ve doğaya en çok zarar verenleridir. Hala doğayı tercih edenler sürekli zayıf
kalmakta, güçlüler tarafından sindirilmekte, kendi toprağındaki kaynağı
kullanmak istemese dahi bu kaynaklar ondan zorla alınmaktadır.
Son 30 yılda medeniyetimizin ve gücümüzün temel kaynağı olan fosil
yakıtların atığı olan sera gazlarının küresel ısınmaya sebep olduğu ve bu
ısınmanın insanoğlunun karşılaştığı en büyük tehlike olduğu, fosil yakıtların
kullanılması ve doğanın tahribatı bitmezse modern medeniyetin çöküşüne neden
olabileceği bilinmektedir. Önlem alınması için sürekli çağrıda bulunulmasına,
araştırmalar yapılmasına, alternatifler önerilmesine rağmen neredeyse her sene
daha fazla fosil yakıt tüketip daha fazla sera gazı salınımı yaptık. 2012 ve
2013 en temel sera gazı olan CO2'in rekor emisyon artışı yılıydı. Diğer bir
deyişle, her zaman aşırı tüketmiş bir medeniyetin kendi sonunu getireceği
açıkça kanıtlanmasına rağmen tüketimi azaltmayı bırakmaktansa aksine artırmaya
devam etmektedir. Daha çarpıcı olan ise çeşitli ülkeler ve kurumlar tarafından
her yıl yüzlercesi hazırlanan gelecek planları ve tahminlerinin gerçekçi
olanlarının hiçbirinde sera gazı emisyonlarının sıfıra indirileceği ön
görülmemektedir. Greenpeace tarafından hazırlanan aşırı iyimser ve pek de
gerçekçi bulunmayan rapora göre bile 2050 yılında dahi CO2 salınımını sıfıra
indiremiyoruz. Hani, salınımı Greenpeace'in imkansız gibi görünen o büyük CO2
kesintisini yaparak %15 kadar değil, daha iyimser olup %10 a kadar indirelim.
Bunun anlamı nedir? Dünya tarihindeki ısınma yüzünden bilinen en büyük
ekosistem çöküşü ve toplu ölümlerin olduğu zamanki CO2 artış hızı şu andakinin
300'de biriydi. Yani biz %10'a indirsek dahi hala en son çöküşten 30 kat daha
hızlı olarak CO2 arttırmaya devam ediyor olacağız. Diğer bir değişle bütün
yenilenebilir enerji ve verimlilik çabaları sadece süreci yavaşlatacak ve
medeniyete zaman kazandıracaktır.
Bu gerçekleri bilenler için, ki Sayın Pachauri çok iyi biliyor,
sürdürülemez güç arzulu, istilacı bir medeniyet, alternatifi olan
sürdürülebilir bir medeniyeti er geç yok eder. Sürdürülemez medeniyetin de
çöküşü kaçınılmazdır. Ürettiği en iyi çözümler dahi sadece çöküşü geciktirir,
önleyemez. Sayın Pachauri de işte tam da bu yüzden seminer bitene kadar ekranda
kalan sunumun son slaytında Gandhi’nin şu sözünü yazıyordu. "Speed is irrelevant if you are going in
the wrong direction." "Eğer yanlış yönde gidiyorsan, hız
önemsizdir."
Soru 2
Sürdürülebilirlik kavramı günümüzde çevre ve enerji ile ilgilenenler
tarafından en sık kullanılan kavramlardandır. Bir kaynağın sonsuza veya çok
uzun süre (Örnek. 100.000 yıl) kullanılabilmesidir. Sürdürülebilirlik genelde
mevcut ekosisteme zarar vermeden, daha verimli ve daha az kaynak tüketilmesi
olarak kullanılır. Temeli de sürdürülebilir hasat teorisine göre ekosistemin
sağlığına zarar vermeden bir miktar canlının tüketilmesinin mümkün olduğudur.
Zaten bütün hayvanlar başka canlıları tüketiyordur ve ekosistem sağlıklı işliyordur.
İnsanoğlu da zarar vermeden tüketebilir. Ama günlük kullanılan
sürdürülebilirlik kavramında problem vardır. Dış çevre etkileri ihmal edilir.
Mesela öngörü olarak değişmeyen bilindik, iklim kabul edilir ve ona göre
düşünülür. Bilim adamları ise dünya tarihini incelediklerinde iklimin çokça
değiştiği, insanın var olmadığı zamanlarda dahi bu değişimlerde defalarca (en
az 10) ekosistem çöküşü, toplu canlı ölümleri ve türlerin yok oluşu olduğunu
biliyorlar.
İnsanoğlu dünyaya ayak bastığında gezegen en gelişmiş genetik çeşitliliğe
ve türlere sahipti. Çeşitlilik ekosistemin sağlık göstergesi kabul edilir.
Bugün insanoğlu yüzünden canlı türlerinin yok olma hızı Dünya'ya meteor çarpmasından
sonraki en hızlı yok olma sürecidir. Diğer bir değişle insanoğlu ancak devasa
bir meteorun dünyaya çarpmasıyla karşılaştırılabilecek boyutta gelmiş geçmiş en
yok edici canlı türüdür. Dünya'nın atmosferinin yapısını bozup ısındırtmakta
ise meteor ve volkanları geçip açık ara liderdir. Yaptıklarımız sonucunda
dünyadaki diğer canlıların ve fiziksel süreçlerin tepki vereceği ve bu
tepkilerin binlerce yıl daha devam edeceği açıkça bilim adamlarınca
öngörülmektedir. Bugün dünya üzerinden insanoğlu yok olsa dahi canlı türleri
hızla yok olmaya, dünya ısınmaya, hatta permafrost erimesi, orman
yangınları gibi olumlu tepki mekanizmaları yüzünden CO2 salınımları artmaya
devam edecektir. Diğer deyişle süreç başladı ve bütün hızıyla ilerliyor, biz
hiçbir şey yapmasak dahi yaşamın yok oluşu devam edecektir. Tarım yapılan
araziler sular altında kalacak veya kuraklaşıp çölleşecek. Okyanuslar ve
denizlerdeki canlılar asitleşmeden ve akıntıların değişmesinden ölecek.
Ormanlar sıcaklardan ve kuraklıktan dolayı yanacak. Yeni egzotik canlılar gelip
mevcut habitatlardaki canlıları yok edecek. Bütün bu gelişmelerin olduğu bir
ortamda sürdürülebilirlikten bahsetmek saçma ve anlamsızdır; çünkü
kendiliğinden yok olan bir kaynağı hiç tüketmesen dahi sürdüremezsin. Er geç
yok olur. Küresel ısınma, iklim değişikliği, ekosistemin çöküşü süreçleri
durdurulmadığı müddetçe insanoğlunun bildiği hiçbir yaşam tarzı sürdürülebilir
değildir. Diğer bir değişle yaşamın yok oluşu durdurulmazsa insanoğlunun
yaşamının da yok olması kaçınılmazdır.
Soru 3
Kendinizi dünya dışından gelen, bu gezegenle hiçbir ilişkisi ve sorumluluğu
olmayan akıllı bir canlı olarak düşünün; gezegene bakıyorsunuz: Bu gezegende
bir canlı türü var. Birçok medeniyet kurmuş. Bu medeniyetlerin bir kısmı
sürdürülebilirmiş. En son kuruduğu medeniyet diğer medeniyetleri yok ederek
bütün gezegene egemen olmuş; ama bu medeniyet hiçbir zaman sürdürülebilir
olmamış. Hep çok tüketmiş ve yok etmiş. Tüketime ve yok etmeye artan
hızla devam ediyor. Tüketimi durdurmayı da planlamıyor. Sahip olduğu bütün
imkanları kullansa dahi yine de sürdürülebilir olamıyor. Bugüne kadar
yaptıkları o kadar büyük ki gezegeni ve üzerindeki yaşamı ciddi değiştirmiş. Bu
değişim gezegendeki başka mekanizmaları harekete geçirmiş. Bu canlı türü artık
hiçbir şey yapmasa dahi yaşamın yok oluşu devam edecek. Yok oluşun ne kadar
büyük olacağı bilinmiyor ama gezegen tarihindeki en büyüklerden bir tanesi
olacağı kesin. Kaynakları hızla azalsa da hala türün elinde ciddi kaynak var.
Belki bu kaynakları kullanarak yok oluşu durdurabilir. Şimdi bu durumda
sizce bu tür nasıl davranmalı? Eğer bu tür kendi geçmişini ve böyle giderse
neler olacağını bilmesine rağmen mevcut medeniyetini sürdürmeyi seçiyorsa ve
hala bir şekilde sorunların çözüleceğine inanıyorsa, bu tür sizce akıllı mıdır?
Eğer bu tür kendine homosapiens; yani, "sapiens" akıllı
"homo" adam demişse bu türe yeni bir ad verilmesi gerekmez mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder