Her zaman dünyayı anlamaya çalışan, din, siyaset
ve ekonomi gibi toplumsal konularla ilgilenen meraklı biriydim. Çevremdekiler, "beni
ilgilendirmeyen" bu konularla uğraşmayı bırakıp hayatın keyfini çıkarmam
gerektiğini çok söylediler. Açıkçası mantığım merakımın pek fayda
sağlamadığını, hatta üzüntü ve sinirlenme gibi yan etkileri olduğunu, hayatın
keyfini çıkartmanın daha iyi bir tercih olacağını onaylıyordu. Fakat tüm
çabalarıma rağmen "beni ilgilendirmeyen" konular üzerine düşünmeden
edemiyordum.
Üniversiteyi bitirip, iş hayatına başladıktan
sonra toplumsal konular için harcanacak çok vaktim kalmıyordu. Çevrem iyi bir
kariyer yapıp sonrasında aile kurma zamanı geldiğini sürekli hatırlatıyordu. Bu
amaca çok uygun kariyer olanakları olan, iyi eğitimli kadınların çalıştığı bir
şirkette güzel maaşlı, çok da stresli olmayan bir işim vardı. Mutlu ve memnun
olmam gerekirdi. Ama değildim; çünkü merakım beni bırakmıyordu. Bu sefer de iş
yerinde "beni ilgilendirmeyen" konular üzerine düşünmeme neden
olmuştu. Şirket içinde birçok haksızlık, yolsuzluk, yalan, kanunsuzluk, saçmalık
görüyordum ve beni rahatsız ediyordu. Ama en kötüsü, görmek isteyenin
hemen fark edebileceği bu yanlışları patronundan en alttaki çalışanına kadar
çoğu nazik, zeki ve iyi eğitimli insanların görmemesi veya umursamamasıydı.
İnkâr ediyorlar, görmezlikten geliyorlar veya zamanla bir şekilde çözüleceğini
düşünüyorlardı. Çünkü görseler benim gibi mutsuz olup, yalnızlaşıp, çıkarlarına
ve kariyerlerine zarar verebilirlerdi.
Başka bir yerde daha iyi olur umudu ve artık
dayanacak gücümün kalmaması yüzünden işimden ayrıldım ve tatile gittim.
Tatilden döndüğümde 2008 küresel finansal krizi başlamıştı. İş görüşmesine bile
çağrılmıyordum. İşsiz ve evdeydim, ama mutsuz değildim; çünkü bolca zamanım ve
ilgimi çeken bütün toplumları etkileyen bir ekonomik kriz vardı. Ekonomiyi ve
krizin sebeplerini araştırmaya başladım. Araştırdıkça ekonomik düzenin
şirketteki gibi adaletsiz, kanunsuz, saçma, sadece küçük bir süper zengin
azınlığın sonsuz arzusunu tatmin etmek için yaratılmış, çökmesi kaçınılmaz bir
sistem olduğunu ve yozlaşmanın toplumun ve devletin bütün kademelerine
yayıldığını öğrendim. Sonuçta ben de bir gün bütün finansal sistemin çöküp,
paranın değerinin kalmayıp, bütün dünyayı kargaşa ve savaşlara sürükleyeceğine
inanan biri olmuştum.
7 ay sonra yeni ve bana çok daha uygun bir işim
vardı. Ekonomiyi sürekli takip ediyordum ama gerçekleşeceğine inandığım çöküş
süreci öngördüğüm kadar hızlı gerçekleşmiyordu. Merkez bankaları para basmaya
ve devletler de müdahaleye devam ediyorlardı. Aslında temel sorunlar
çözülmüyor, krizi yaratanlar cezalandırılmıyor, bilakis ödüllendiriliyordu.
Fakat, insanlar genel olarak hallerinden memnundu. Sistemi pek
umursamıyorlardı. Tüketim yapıp hayatlarına devam edebiliyorlardı. Özünde,
yapılanlar geçici çözümdü ama 5 yıl boyunca uygulanabilmişti ve daha yıllar
boyunca uygulanabilirdi. Fark ettim ki parasal sistemi insan yaratmıştı. Onu
yönetebiliyor ve uzun süre sürdürebiliyordu. Bir noktada kontrolden çıkıp çökse
dahi çok korkunç değildi; çünkü yenisi yaratılabilirdi. Kısaca düzen böyle gelmiş
ve muhtemelen böyle de gidebilirdi.
Gençliğim hızla geçerken, artık merakımın gereksiz
zaman kaybı olduğunu ve dizginlemem gerektiğini düşünmeye başlamışken ekonomik
gerçekleri çok iyi bilen Noam Chomsky'nin insanlığın en büyük sorunu olarak
çevre sorunlarını göstermesi ve ekonomiden bahsetmemesi merakımı canlandırdı.
Küresel ısınmayı ve ciddi çevre sorunlarını 2008 yılından beri biliyordum.
İlgili blogları ve kanalları takip ediyordum. Yine de onları çok uzun vadede
gerçekleşecek, kolay çözümü olan sorunlar olarak görüyor ve önceliği ekonomiye
veriyordum. Chomsky'den sonra çevre sorunlarını gözden geçirmeye karar verdim.
Kısa sürede benim de görüşlerim değişmeye başladı. Fark ettim ki insanoğlunun
temel ihtiyaçları yemek, su, oksijen vb. doğa tarafından karşılanıyor. Ekonomi
hatta hiçbir toplumsal sistem olmadığında dahi bu ihtiyaçlar karşılandığında
insan yaşayabiliyorken, bu ihtiyaçlar karşılanmadığı anda ölüyor. Kısaca
ekonomi yokken doğa var olurken, doğa yokken sadece ekonomi değil insanoğlu var
olamıyor. Bu yüzden doğayı bir alt unsur, bir dış etken olarak gören geçmişin
ve günümüzün tüm ekonomik anlayışları tamamen saçmalıktır. Yüzlerce yıldır
insanoğlunun büyüme dediği güç ve ekonomik kazanç için doğayı yok etmesi
aslında düpedüz bindiği dalı kesmesi demektir. Güncel bilimsel bulgular
çevresel çöküşün, tahminlerinin çok ötesinde şiddetli ve erken gerçekleşmekte
olduğunu ve ekonomiyi, hatta insan medeniyetini yıkabilecek doğal felaketlerin
yüzyıllar sonra değil belki 20 yıl içerisinde olabileceğini gösterirken önceki
şirketimde ve ekonomide olduğu gibi insanların çıkarlarına uymayan acı
gerçekleri görmezden geldiklerini, inkâr ettiklerini ve küçümsediklerini tekrar
fark ettim. Bu sefer şirket veya ekonomidekinden farklı olarak ortada gerçekçi
bir çözümü veya alternatifi olmayan insan türü için acil çözülmesi gerek hayati
bir sorun var.
İnsanoğlu doğayı yaratmadı. Biz sadece doğayla var
olabilen, diğer canlılar gibi onun küçük bir parçasıyız. Onu yönetebilmemiz ve
çöküşünden sonra yenisini yaratabilmemiz de mümkün değil. Bu gerçekleri fark
ettiğim anda ben de doğayı korumayı insanlığın en büyük önceliği olarak gören,
gerekirse modern ekonomi dahil insanın yarattığı doğaya zarar veren tüm
sistemlerin yıkılması gerektiğine inanan marjinal bir çevreci oldum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder